Yazan: Muhammet Veysel Ertunç | Yeditepe Üniversitesi – Hukuk, 2. Sınıf
SEVİLMEKTEN SEVEBİLMEYE
Sevme Sanatı, sevgi kavramını alışılmışın dışında ele alan, onu bir duygu olmanın ötesinde bir beceri olarak değerlendiren bir eserdir. Yazar bu kitapta insanların sevme konusunda başarısız olmasının asıl sebebini sevmeyi bilmemek olarak açıklamaktadır.
Kitapta ilk olarak sevginin ne olmadığı üzerinde durulur. Fromm’a göre modern insan sevgiyi çoğu zaman bir duygu patlaması, ani bir bağlanma ya da yalnızlıktan kaçış olarak görmektedir. Oysa bu tür ilişkiler kalıcı değildir ve zamanla yerini hayal kırıklığına bırakır. İnsanlar birini sevmekten çok kendilerini sevdirmenin yollarını aramakta bu yüzden de sevgiyi bir tür karşılık alma ilişkisine dönüştürmektedir. Yazara göre bu yaklaşım sevgiyi bir değer olmaktan çıkarıp pazarlık konusu haline getirmektedir.
İnsanlar doğru kişiyi bulduklarında sevmenin gerçekleşeceğini düşünürler oysa Fromm’a göre asıl mesele sevebilecek bir karaktere sahip olmaktır. Yazar, sevginin insanın içsel gelişimiyle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.
Fromm, sevgiyi daha iyi açıklayabilmek için onu farklı türlere ayırır. Anne sevgisi, koşulsuz kabulü temsil eder. Kişi kendisi olduğu için sevilir. Baba sevgisi daha çok şartlara bağlıdır ve bireyin sorumluluk almasını gerektirir. Kardeşçe sevgi, insanlar arasında eşitlik ve dayanışma üzerine kuruludur ve Fromm’a göre sevginin en temel biçimidir. Cinsel sevgi ise çoğu zaman yanlış anlaşılan yalnızca fiziksel çekime indirgenen bir sevgi türüdür. Fromm, gerçek cinsel sevginin ancak sorumluluk, saygı ve bilgi ile birleştiğinde anlam kazandığını vurgular. Bunun esasen bir karar da olduğunu belirtir. Bunun yanında kendini sevme meselesi de kitapta önemli bir yer tutar. Fromm, kendini sevmenin bencillik olmadığını aksine başkalarını sevebilmenin ön koşulu olduğunu belirtir.
Kitapta sevginin temel unsurları da ayrıntılı biçimde ele alınır. Fromm’a göre gerçek sevgi; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi unsurlarını içerir. Bir insanı sevmek, onun gelişimine katkı sağlamak ve onu olduğu gibi kabul etmekle mümkündür. Bu noktada sevgi pasif bir duygu değil, aktif bir çaba haline gelir. Fromm’un sevgiyi bir sanat olarak nitelendirmesinin sebebi de budur. Nasıl ki bir sanat dalında ustalaşmak için disiplin, sabır ve emek gerekiyorsa sevmek de aynı şekilde çaba gerektiren bir süreçtir.
Fromm’un modern topluma yönelttiği eleştiriler de önemlidir. Özellikle kapitalist sistemin insan ilişkilerini tüketim mantığına indirgediğini ifade eder. İnsanlar, tıpkı bir mal seçer gibi partner seçmekte ilişkiyi de sürdürülebilir bir bağ olarak değil tüketilebilir bir deneyim olarak görmektedir. Bu durum, sevginin yüzeyselleşmesine ve insanların giderek daha fazla yalnızlaşmasına yol açmaktadır. Fromm’a göre modern insan, kalabalıklar içinde yaşasa da aslında derin bir yalnızlık ve yabancılaşma içindedir.
Kitapta özellikle sevmenin bir emek, disiplin ve bilinç gerektirdiği fikri, aslında günlük hayatta karşılığı olan bir durumdur. İnsanların ilişkilerinde yaşadığı sorunların büyük bir kısmı, sevmeyi bilmemelerinden değil sevmeye çaba göstermemelerinden kaynaklanmaktadır. Her şeyin hızlı tüketildiği bir dönemde, sevginin de aynı şekilde hızlı kurulup hızlı biten bir ilişkiye dönüşmesi bana göre kitabın en doğru tespitlerinden biridir çünkü gerçekten günlük yaşamda insanların her şeyi hızlıca tükettiği gibi sevgiyi de tükettiği görülmektedir. Hiçbir şeye sabrı olmayan modern insanın sevgi için çabalamaya da enerjisi olmadığını görebiliyorum. Bu açıdan baktığımda da kitaptaki tespitlerin yerinde olduğunu düşünüyorum.
Günümüzde insanlar gerçekten sevmekten çok, sevilmeye değer görünmeye çalışmakta ilişkiler de bir tür karşılıklı çıkar ilişkisine dönüşmektedir. Bu durum, sevginin içini boşaltmakta ve onu bir alışkanlığa dönüştürmektedir. Özellikle sosyal medya ve modern yaşamın dayattığı ideal ilişki algısı, insanların sevgiyi yaşamak yerine sergilemesine neden olmaktadır. Kimsenin kendi ölçütleri olmayıp herkes kendisine dayatılan kriterlere uygun profiller aramakta bu da sevginin doğallığını ortadan kaldırmaktadır.
Ayrıca kendiyle barışık olmayan, kendi hayatını anlamlandırmamış bir insanın başkasını gerçekten sevmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü sevgi, yalnızca karşı tarafa yönelen bir duygu değil aynı zamanda insanın kendi benliğiyle kurduğu ilişkinin bir sonucudur. Bu nedenle de insanın öncelikle kendini sevebilmesinin bu noktada oldukça anlamlı olduğu kanısındayım.
Genel olarak değerlendirdiğimde de eser özellikle modern toplumun yüzeyselliğini ve hızlı tüketimini açıkça ortaya koymaktadır. Kitap, sevginin üzerinde düşünülmesi ve emek verilmesi gereken bir süreç olduğunu net bir şekilde gösteriyor.




