Yazan: Göksel Çelik | İstanbul Üniversitesi - Biyoloji, 1. Sınıf
ZİNCİRLERİ KIRAN BİR BENLİK ARAYIŞI: SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM
“Kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.” [1]
Latife Tekin, kitabının anlam ve önemini ayrıca gerçek hayattan esintilerin satırlarda gizli olduğunu bizlere bu cümlelerle aktarıyor. Tekin, kitapta yarattığı karakterlerle geleneksel kültür ile yaşayan köy halklarının kente göçlerinde yaşadığı zorlukları, kadınların ataerkil sistem altında güçlü kalmaya çalışmalarını kendine özgü bir dille anlatıyor.
Roman, Anadolu’nun yoksulluğundan beslenen, büyülü bir gerçeklikle sürdürülen yaşamların olduğu bir evrende başlar. Alışılmış köy hayatına kent yenilikleri katmaya çalışan Huvat’ın çevresinde gelişen olayları okuduğumuzda romanın bu değişiklikler arasında sıkışıp kalacağını düşünebiliriz. Fakat yazar, sadece alışkanlıklarından kurtulamayan bir halkın tepkilerini değil aynı zamanda aile kavramının ne kadar önemli olduğunu, çevremizin bizi var ettiğini ve değişiklik dediğimiz şeyden belki de korkulmaması gerektiğini anlatmaya çalışır. Kitapta halk inanışlarının, gizlerin ve bastırılmış korkuların üst üste biriktiği bir bilinçaltı dünyası vardır. Bu dünya, Tekin’in diliyle öylesine canlıdır ki; yaşayanlar ölüler dünyasında dolaşabilir, evler hüzünlenir, hayvanlar düşünür hatta tulumbaların bile önemsenecek bir hayatı vardır. Burada romanın daha birkaç sayfasında, gerçekliğin bir ve tek olmadığını aksine bir toplumda herkesin kendine ait bir gerçeklik yaşayabileceğini edebi bir dille okumuş oluyoruz.
Geleneksel kültür ve adetler ile hayatlarına devam eden Alacüvek köyü halkına, Huvat tarafından getirilen masmavi bir otobüs var. Bu otobüs romandaki ilk kırılma noktalarından biridir. Yaşadıkları hayatın alışılmışlığının büyüsünde hayatlarını kolaylaştıracak yeniliği bile reddeden köy halkı, bunu bir tehdit unsuru olarak görür ve uyum sağlamayı reddederler. Bu yenilikler ileri dönemde Huvat’ın ailesi ile birlikte kente gerçekleştireceği göçün fitilini ateşleyen bir anlamda modernleşme çabalarının başlangıcıdır. Ancak bu modernleşme çabaları, Huvat ailesinin kente vardığında derin bir yoksulluk ve yalnızlıkla karşılaşmasına engel olamaz. Köydeki alışılmış büyülü gerçeküstü hayatın kuralları, göç ettikleri İstanbul’un koşulları karşısında işlevini yitirir. Roman asıl olarak bu noktada kadınların ataerkil sistem baskılarından kurtulmaya başladığına ve onların direnişine odaklanır. Ailenin annesi Atiye, köye ilk geldiğinde bambaşka bir içsel dünyayla karşımıza çıksa da gün geçtikçe köy yaşamına alışmış bunu benimsemiştir. Geleneksel yöntemlere, büyü ve dualar sığınır, hatta Azrail ile sürekli olarak pazarlık eder ve ailesini hayatta tutmaya çalışır. Onun, ölümü sürekli olarak ve arsızca reddetmesi romanın asıl hatlarını sunuyor. Atiye karakterinin gelişimi, ilk başta da değindiğimiz çevremizin bizi var ettiği konusunu oldukça doğruluyor. Atiye en başta Huvat’ın şehirden getirdiği yeniliklerden biri olarak karşımıza çıkmıştı fakat sonrasında benimsediği köy hayatı, benliğimizin çevreden etkilenmeye ve değişmeye oldukça açık olduğunun bir göstergesidir. Bir annenin evini ayakta tutma çabaları, çocuklarına verdiği önem ve yaşama tutunuş biçimi hiçbir zaman vazgeçilmeden yaşanabileceğini hatırlatır. Ayrıca hayal dolu umut balonlarından asla inmememiz gerektiğinin kanıtıdır. Ailenin en küçük kızı olan ve kitabın asıl şekillendiği karakter olan Dirmit, Aktaş ailesinin yapısına göre daha radikal bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu yoksulluğa ve ataerkil düzene karşı tek direnişini, okulda okuma ve hayal kurma yetisiyle sürdürür. Onun kitaba ve şiire olan tutkusu, kent yaşamının zorlukları altında ezilmeden hayatta kalmaya çalışmasının ibareleridir.
Romandaki özgürlük arayışının sembolü olan Dirmit, romanı hem bir göç hikayesi hem de fantastik bir dille anlatılan zorlu koşullarda büyüme aşamasının öyküsüne dönüşür. Roman bize Dirmit’i detaylı bir şekilde anlatarak asıl temayı yansıtmaya çalışıyor ve bu romanda oldukça büyük bir önem taşır, çünkü yaşadıkları sistemde onlara dayatılan zorluklara karşı nasıl bir mücadelede içinde olduklarını daha detaylı bir şekilde görebiliyoruz. Atiye; anneleri olarak bu mücadeleyi geleneksel ve gerçeküstü yöntemlerle gerçekleştirirken, Dirmit’in direnişi, modernleşme isteği içerir. Onun tutkuları ve azimli ruh hali kentin karmaşası içinde kendini var etme isteğinin en güçlü ifadesidir. O, ailesi ve çevresi tarafından sık sık yadırganan, düş dünyasıyla yaşayan hatta tulumbayla bile konuşabilen farklı bir çocuktur. Kentte büyürken, eğitim onun için yoksulluğun ve sömürünün zincirlerini kırma aracı olur. Dirmit, öğrendikleri ve karakteriyle kendine koyulan sınırları aşar, birey olma savaşı verir. Özgürleşmek isteyen, sisteme karşı çıkan, kendine yüklenen inançları aşan kadın ruhunun en güçlü ifadesi olarak romanda gözlemlenir. Roman birçok açıdan bizlere bu konuları anlatmaya çalıştığı kadar hayatımızın bir yerlerinde bu tarz aile yapıları da olabileceğini hatırlatır. Köy halkının modernleşebilmek için yaşadıkları zorlukları, bunu denerken de sistemin altında ezildikleri bir yapıyı Latife Tekin yıllar önce bizlere sunmuştur. Aile yapısının sarsılmalar yaşamasına rağmen en temel duyguları ve karşılıklı sorumlulukları içeriyor olması fikri kitaba hakimdir. Latife Tekin, “Sevgili Arsız Ölüm” ile Türk edebiyatında sadece güçlü bir göç hikayesi sunmakla kalmamış. Aynı zamanda köy halkının kültürlerine ne kadar bağlı olduklarını, baskılar altında benliklerini arayan kadınların çabalarını ve insanın kendi varlığını kaybetmeden yeni yaşam standartlarına uyum sağlarken ne kadar zorlanabileceğini anlatmıştır.
Sonuç olarak; roman boyunca takip ettiğimiz bu yaşamlar, bireyin kendi kaderini yeniden yazma iradesinin ne kadar güçlü olabileceğini gösteriyor. Latife Tekin bu romandaki kendine özgü, cesur ve deneysel dil ile modern Türk edebiyatında kalıcılığı yakalamıştır. Tekin’in halk hikayelerinden ve argo kullanımından beslenen üslubu, yaşanılanları daha ironik bir mizahla sunulmasına yardımcı olmuştur. Bütün bunların ışığında “Sevgili Arsız Ölüm” edebiyatımızın başyapıtlarından biri olmuş bize sunulan hayatların dışına çıkmanın zor ama başarılmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlamamızı sağlamıştır.
[1] Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm, Can Yayınları,2025, kitabın arka kapağı, kendi söylemleri.




