HESABIM
GİRİŞ YAP

Hoşgeldiniz! Hesabınıza buradan giriş yapabilirsiniz.



Yardım
ya da
YENİ HESAP OLUŞTUR

Bilgilerinizi girerek yeni bir hesap edinebilirsiniz.



İstanbul'un Gerdanındaki İnciler: Kadın Çeşmeleri

Mimarisiyle, konumuyla hayallerin ve güzelliğin şehridir İstanbul. Her sokağının başında sebil ve çeşmeleriyle merhaba der misafirlerine, gelip geçenlere. Bentler ve kemerleri boynundaki süsüdür. Hamamları, şadırvanları, su terazileri, sarnıçları ve kuyularıyla suya ahengi getirir. İnsanlık için su hayat kaynağıdır. Türk toplumları da suya yakın yerlere yerleşmiş, İslamiyet ile hayır işi olarak su dağıtımına önem vermişlerdir. Türk kültüründe bir yere su götürmek, susamışa bir tas su vermek, yoldan gelip geçenin içmesi için çeşme-sebil yaptırmak büyük hayırlardan sayılır. Suyun ahaliye ulaştırılması meselesine de ibadet gözüyle bakıldığı için devlet yöneticileri ve halk, su mimarisine hassasiyetle yaklaşır. Dini, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamda değerlendirildiğinde su kültürü aslında toplum gelişmişliği ile yakından alakalıdır. Devlet ne kadar büyük ise suyla ilgili mimari yapılara yapılan yatırımlar bir o kadar fazla olur. Şehirlerin su ihtiyacını gidermek amacıyla isale hatları döşenir, su kemerleri, bentler, havuzlar, maksemler, suterazileri, sarnıçlar, çeşme ve sebiller yapılır.

KADIN ÇEŞMELERİ

   Osmanlı'da padişahların, devlet görevlilerinin, ağaların, beylerin adlarının sıkça geçtiği hayırseverlik kervanına kadınlar da özellikle yaptırdıkları çeşmelerle katılır. Osmanlı'nın kadın çeşmeleri, pek çoğu su sıkıntısına bir hâl çare olmak için inşa edilen, bazen kadının güç ve zenginlik nişanesi olarak yapılan, bugün suları akmasa da kendine has güzelliklerini hâlâ koruyor.

   Fatih Sultan Mehmet'in fetihten önce İstanbul çevresine çeşmeler yaptırdığı anlatılır. Öyle ki Rumeli Hisarı çevresinde konumlanan çeşmeler 1452 yılı ile tarihleniyor. Suriçi'nde en eskiye tarihlenen çeşmenin ise Cerrahpaşa'da bulunan Davut Paşa Çeşmesi olduğu biliniyor.

    ÇEŞMELER AMACINA GÖRE İSİM ALIR

   Su tesisleri konusunda imparatorluğun başkentinin merkez sayılması sebebiyle fetihten sonraki dönemde su ihtiyacını karşılayan pek çok çeşme inşa edilir. Yapımları 15'inci yüzyıldan sonra hızla artan çeşmeler 20'inci yüzyıla kadar simge haline gelerek şehrin boynuna takılan birer inci gibi dizilir. İçme suyu, temizlik, susuz mahallelerin ihtiyacını karşılama, ölen bir yakının ruhuna bağışlama gibi farklı sebeplerle yaptırılan çeşmeler bulundukları yer ve amaçlarına göre adlandırılır: Duvar çeşmesi, köşe çeşmesi, meydan çeşmesi, sebillerle birlikte tasarlanan çeşmeler, namazgâh çeşmesi, oda çeşmesi, sütun çeşmeler ve köşk/yalı gibi yapıların içine dekoratif amaçlı inşa edilenler.

   İstanbul'un hemen her caddesinde, her köşe başında, her sokağın bitiminde karşımıza çıkan çeşmeler mimari düzenlemeleri, şebekeleri, taş süslemeleri, kitabelerindeki hat yazıları, kalem işi bezemeleri ile dikkat çekerken her yüzyıl kendi içinde biçim ve mimari farklılıklar gösterir. 15-16 ve 17'nci yüzyıllarda kemer içinde sade bir ayna taşı, kitabe, tekne sekileri ve su haznesinden oluşan yapılar, 18. yüzyılda yerini süslemeleriyle ön planda olan eserlere bırakır. Çeşitli dekoratif kemerlerin içine vazoda çiçekler, tabakta meyveler işlenerek, Barok üslubun izlerini taşıyan cephe tasarımları görülür.

ZENGİN İNSANLAR HAYIR ÇEŞMESİ YAPTIRABİLİYORDU

     Çeşme yaptırmak ise tamamıyla sosyal konum ve ekonomik güç ile ilintilidir. Bu yüzdendir ki padişahların, sadrazamların, paşaların, ağaların ve maddi durumu iyi olan halktan insanların isimleri mimari faaliyetlerde sıkça geçer. Bununla birlikte Osmanlı'dan kalma eserler arasında ya elinde bulundurduğu kudreti yaptırdığı eserle gösteren ya da hayırseverliği ön planda tutan kadınların bâniye olarak geçtiği çok sayıda çeşme bulunur. Bunlardan bazıları restore edilerek eski ihtişamını korusa da bazıları çeşitli sebeplerden ötürü günümüze ulaşamaz.

SARAYLI HATUNLARIN ESERLERİ

    Prof. Dr. Hatice Aynur, Osmanlı kadınlarının su mimarisine kazandırdığı yapıtlar üzerine hazırladığı projede bâniyeleri üç kategoriye ayırıyor: Saray mensupları, yönetici ve ulemanın eşleri ile halktan olan kadınlar. Üç grubun yaptırdığı yapılar arasındaki farklılığı ise döneminin mimari esintileri ve yaptıranın ekonomik gücü belirliyor.

EN FAZLA ÇEŞMEYİ MİHRİŞAH SULTAN YAPTIRDI

   Özellikle oğlu tahta geçtikten sonra valide sultan olan kadınlar, dini içerikle birlikte güç ve zenginliklerini gösterme amaçlı çok süslü mimari eserler yaptırdılar. En fazla çeşme yaptıran validenin 13 eserle Üçüncü Mustafa'nın eşi ve Üçüncü Selim'in annesi Mihrişah Sultan, ikincisinin de 9 çeşme ile Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Valide Sultan olduğunu belirtiyor.

YÖNETİCİ, ULEMA EŞLERİ VE KIZLARI İLE HALKTAN KADINLAR

  Hanedan mensubu olmayan veya sarayda herhangi bir görevi bulunmayan ancak maddi durumu iyi, çevresinde hürmet gösterilen, paşa, sadrazam, din görevlisi gibi erkeklerin eşleri tarafından yaptırılan 9 çeşme bulundu.Yönetici veya ulema sınıfına mensup kişilerin eşlerinin yaptırdığı çeşmelerde genellikle kimin kızı veya eşi olduğu bilgisiyle çeşmenin yapım masraflarının nereden karşılandığına dair birtakım bilgiler yer alıyor. Kuruçeşme'de 1682 tarihli Köprülü Hemşiresi Çeşmesi'nin kitabesinde yaptıranın adı yerine, yalnızca Köprülü'nün kız kardeşi yazarken, Üçüncü Ahmed'in Baş Kadını Emetullah Kadın'ın Üsküdar'daki Doğancılar Camii yanında yaptırdığı çeşmenin masraflarını, kendi bütçesinden karşıladığı bilgisi kayıtlarda bulunuyor.

   Saraylı kadınların ikinci grubu da kethüda, hazinedar usta, kalfa gibi saray personeli olarak çalışan hatunlardan oluşuyor. Diğerlerinden farkı ise bu kadınların kazandıkları maaş karşılığında çeşme yaptırmaları. Çeşme sahibi 8 hazinedar usta, 7 kalfa, 6 da kethüdadan bazılarının isimleri şöyle: Fesahat Usta, Halife Cilvenaz, Hazinedar Hatice Kadın, Hazinedar Nazperver Usta, Hoşnadi Usta, Şekerpâre Hatun.

   İstanbul'da her iki sınıflamaya da girmeyen halktan, sıradan insanların yaptırdığı 26 çeşme bulunuyor. Yapılmalarındaki öncelikli amaç kendi yaşadıkları mahalledeki su ihtiyacının karşılanması olan eserler, diğerlerine oranla daha mütevazı görünüşleri ile dikkat çekiyor. Sultanahmet'teki Hatice Kadın Çeşmesi ile Zekeriyaköy'deki 1793 tarihli Ayşe Hanım Çeşmesi bu gruba dâhil olan yapılar arasında örnek teşkil ediyor.

ÇEŞMELERİN TARİH İÇERİSİNDEKİ DEĞİŞİMLERİ

  

  Osmanlı'da yüzyıllara göre biçim, kullanılan malzeme ve üslup açısından farklılıklar gösteren kadınların yaptırdığı çeşmeler, klasik dönem olarak adlandırılan on beş ve on altıncı yüzyıla kadar şekil itibariyle basit ve sade bir yapıda. Taştan yapılmış, daima akan veya kesilebilen musluklar koyulan, kabartmaların süslediği, çoğunlukla kemerli bir niş içerisinde ayna taşı yer alan çeşmelerde bazen yaptıranın ismi, yapılış tarihi gibi birtakım bilgilerin yazıldığı kitabe bulunur. Yeni bir biçim anlayışının doğduğu on yedinci yüzyılda ise yapıldıkları yerin önemi haricinde çeşmeleri gösterişli kılan zengin bezemeler kendini gösterir. Saray mensubu kişilerin yaptırdığı eserler mermerden yapılırken, kemerler istiridye kabuğu biçiminde olup, ayna taşlarına işlenen bazı ağaç ve çiçek motifleri göze çarpar.

   Yeni bir biçim anlayışının doğduğu on yedinci yüzyılda ise yapıldıkları yerin önemi haricinde çeşmeleri gösterişli kılan zengin bezemeler kendini gösterir. Saray mensubu kişilerin yaptırdığı eserler mermerden yapılırken, kemerler istiridye kabuğu biçiminde olup, ayna taşlarına işlenen bazı ağaç ve çiçek motifleri göze çarpar.

 Yeni yüzyıl, diğer tüm sanatlarda olduğu gibi çeşme mimarisinde de belli başlı değişiklikleri beraberinde getirir. Öncelikle çeşmeye sadece 'su veren, su ihtiyacını karşılayan' gözüyle değil, sanatsal bir yapı gözüyle bakılmaya başlanır. Klasik süsleme anlayışı barok ve rokoko üsluplarıyla birlikte mimaride görülür. Kıvrımlı kemerler, uzun ve gösterişli kitabeler, gül, çiçek, meyve gibi stilize desenlerin kemer üzerine veya kitabe çevresine işlendiği çeşmeler, altın yaldızlı süsleme mermer cepheleriyle dikkat çeker. Dönemin bir başka özelliği de Batı'nın saray- bahçe-su üçlemesinin yaygınlaştığının gözlemlenmesidir.

    On dokuzuncu yüzyıl eserlerinin mimari açıdan klasikten belirgin biçimde ayrılır. Kentsel yapılanmada önemli unsur olan çeşmelerde görkem ve abartılı süslemeler oldukça fazladır. Süslemelerde meşaleler, ok, kılıç, yay, çiçekler, rozetler, yapraklar gibi çeşitli unsurlara yer verilirken; oval çerçeve içindeki tuğralar bir başka ayrıntıdır. Osmanlı'nın klasik baklavalı veya mukarnaslı sütunlarının yerini Neoklasizm'de çok sık kullanılan sütunlarla sınırlanmış çeşme cepheleri alır. Yine aynı dönemde Osmanlı- Fransız yakınlaşmasının sonucunda küre biçimli çeşme tasarımları ile meydan çeşmeleri biçim değiştirerek, daha dar ve yüksek cepheli çeşmeler inşa edilir.

   Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çeşmelerdeki Osmanlı- Selçuklu mimari üsluba yakın tasarım anlayışı yirminci yüzyılda değişerek simgesel önemini yavaş yavaş yitiren birer küçük Osmanlı mimari örneklerine dönüşür. Ancak bu dönemin önemli bir özelliği demir döküm çeşmelerin varlığıdır. İkinci Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'na getirttiği Hamidiye Su Yolları üzerinde dökme demir ve mermerden yapılan çeşmeler buna örnek teşkil eder. Tek yüzlü, tepeliklerinde Abdülhamid tuğrası olan çeşmeler, İstanbul'un Beyoğlu, Esentepe ve Küçükçekmece ilçelerini süsler.

   Osmanlı kadınlarının yaptırdıkları çeşmelerin çizimleri veya mimarı konusunda ise detaylı bir çalışma bulunmazken yapılışı günümüze daha yakın olan çeşmelerden bazılarının bilgileri mevcut. Mimar Sinan'ın Üsküdar'daki eseri Mihrimah Sultan Külliyesi ve Çeşmesi gibi.Osmanlı tarihi boyunca yapılan eserleri  mimari ve süsleme açısından değerlendirdiğimizde kadınlarla erkeklerin yaptırdığı çeşmelerin birbirinden çok da farkı yok. Tek fark yapıldığı dönemin mimari özellikleri ile yaptıranın ekonomik gücü. Birer yıl arayla yapılan Birinci Mahmud dönemi Tophane Meydan Çeşmesi ile Saliha Sultan Sebil ve Çeşmesi arasında görkem bakımından bir fark bulunmuyor.

 KİTABELER, ÇEŞMELERİN KİMLİKLERİDİR

    Bâniye dua, övgü veya birkaç güzel beytin yanı sıra bazen suyla ilgili bir ayet, bazen de kelime-i tevhidin yer aldığı niş içinde veya kemerin üzerinde bulunan kitabelere harfler kabartma usulü işlenir. Bu levhalardan binayı yaptıran kişi, binanın yapım tarihi, nasıl ve niçin yapıldığı, kitabe şairinin kim olduğu ve dönemin mimari faaliyetlerine dair çok önemli bilgiler edinebiliriz.

KİTABELERDEN OKUNAN YAPILIŞ AMAÇLARI

    Kadınların yaptırdığı çeşmelere bakıldığında valide sultan kitabelerinde çoğunlukla din yolunda hayırlı işler yapmaya verdikleri önem, saflık ve temizliklerine vurgu yapılmakta, sultan olan oğullarının adı övgüyle belirtilir. Padişah kızları kitabelerinde ise çoğunlukla babalarının adları, babaları hayatta değilse genellikle kardeşleri olan devrin padişahının adı geçer. Eşlerinin isimleri yazılması ise ender olarak rastlanır.Kitabe yazıları önemli bir hattat elinden çıkmasa bile çok özenle yazılmıştır. Kelime atlaması gibi hatalar çok azdır. Çeşmeleri meydana getiren önemli unsurlardan biri olan kitabeler konusunda banilerle bâniyeler arasında bir fark bulunmazken, kadınlarda kategorilerine göre farklılıklar yer alıyor. Saraylı bâniyenin kitabesi dönemin ünlü şair ve hattatı tarafından yazılırken, halktan birinin yaptırdığı çeşmenin kitabe ise pek tanınmamış biri tarafından yazılıyor.

Kitabelerin belli bir edebiyat dili vardır: Su yerine Farsça 'ab' kullanılır mesela. Sıcak su ab-ı germ, içene ferahlık veren su âb-ı canfeza, su sıkıntısı kıllet-i ma, susamış, susuz anlamında atşan kelimelerine sıkça rastlanır. Kaynak için ayn-ı ab, ayn-ı dilara, ayn-ı hayat, ayn-ı dilnişin, çeşme içinse cari eylemek, cari olma, cay-ı huşk, cay-ı Hürrem, çeşme-i ab-ı kevser kullanılır.

Şiirlerde çeşmenin güzelliğini belirtmek için 'Bir içim su olmak' deyiminin yanı sıra Türkçede su icra eylemek yani çeşme ve sebil gibi hayır işleri bina ettirmek, su gibi aziz olmak, su gibi ezber etmek, su gibi okumak, su gibi cari olmak, suyolu, su yolcusu tabirleri çok fazla yer alır. Su getirmek için dağları delen Ferhat'ın lakabı Kuhken'dir. Hükümdar Şeddad'ın yeryüzünde yaptırdığı cennetin adı İrem ya da bağ-ı İrem olarak kitabelerde geçer.

 Kaynak: www.fikriyat.com/galeri/kultur-sanat/istanbulun-gerdanindaki-inciler-kadin-cesmeleri/11